Archive for the ‘İslam Dünyası’ Category
Kâbe İmamlarından “Kur’an-ı Kerim”
Ocak 26th, 2010 Posted 01:02

Bu eşsiz zevki hiç tattınız mı daha önce? Tüm sureleri 10-15 saniyede indirme kolaylığına sahipsiniz bu sitede… Benim çok hoşuma gitti. Şimdi anneme ve babama birer CD yapacağım surelerden oluşan… Kur’an-ı Kerim’i Kâbe imamlarından dinlemek bir ayrıcalıktır. Hiç vakit kaybetmeden bu fırsatı değerlendirmenizi tavsiye ederim.
Buraya tıklayarak surelere ulaşabilirsiniz.
Posted in İslam Dünyası
Korumalı: Başörtü Üzerine
Ekim 15th, 2009 Posted 19:02
Posted in Düşünce Dünyası, Güncel Hayat, İslam Dünyası
Mübarek Günlerde Resmiyet
Temmuz 29th, 2008 Posted 22:23

Bugun Miraç Kandili. Öncelikle tüm İslam aleminin bu kutsal gecesi mübarek olsun…
Bu yazıyı hem kandili tebrik etmek hem de farklı bir konuya değinmek için açtım.
Başlıktan da anladığınız gibi ortada bir resmiyet sözkonusu. Neredeyse canınızdan çok sevdiğiniz, yediğinizin içtiğinizin ayrı gitmediği ve kardeşiniz kadar samimi olduğunuz insanlardan “resmi ve donuk ve katı ve ruhsuz ve duygusuz” kandil mesajları almak oldukça canımı sıkıyor. Bayramlarda da olur bu.
Günün en az 12 saati birlikte olduğunuz arkadaşınız mesaj atar: “Kandiliniz mübarek olsun.” Hopppalaaa!! Nerden çıktı bu sizli bizli konuşmak? Bir şey mi oldu? Sanki “Yani senden nefret ediyorum ama mübarek gece işte naparsın, bedava mesaj hakkım da var, al sana tebrik!” der gibi bir havası var bu mesajların. Kandil-bayram dediğimiz şeyler insanların yakınlaşması, hastaların-büyüklerin ziyaret edilmesi, küslüklerin son bulması için değil mi? Ee o zaman bu resmiyet de ne oluyor? Böyle günlerde mesaj atarsam herkese ismiyle hitap ederim, canımlı cicimli konuşurum ve bana da samimi mesajlar(!) atan insanlara cevap veririm. Örneğin bugün sadece “Zeynepcim kandilin mübarek olsun” diyen Büşra adlı sınıf arkadaşıma cevap verdim. Diğerlerine üzgünüm, böyle resmi oluyorsak kandil kutlamayla tezat oluşturmayalım lütfen.
Resmi mesajlar için komik bahaneleri olanlar da var. “Herkesin adı farklı, tek mesaj yazıp yüz kişiye gönderiyorum ben.” diyerek kendini haklı çıkarmaya çalışır bu tipler. Kusura bakma ama parmağını sevdiklerin için yalnızca iki kez oynatarak böyle donuk bir mesaj atacağına hiç atma, gördüğünde tebrik edersin.
Bugün gelen mesajlardan yalnızca biri istediğim gibi çıktığı için bu kadar doldum.
Tekrar kandiliniz mübarek olsun
Posted in Düşünce Dünyası, İslam Dünyası
Kullanmaktan Kaçındığımız Kelimeler
Haziran 5th, 2008 Posted 23:43

Çok uzun zamandır planlıyordum bu fikrimi paylaşmayı.
Günlük hayatta bizler için “sıradan”laşan halbuki yaşamımızın devamını sağlayan bazı faktörlere hiç değilse “saygı” noktasını ihmal etmesek (sanki) daha iyi olacak.
Büyük bir şey değil, sadece her nefesimizde adını zikrettiğimiz; tüm organlarımızla adını tekrarladığımız; her an, her saniye dünyanın her yerinde, her canlı hücrenin yaptığı şeyi; “Allah” demeyi, reddederek yerine başka şeyler getirdiğimiz anlardan bahsediyorum!
99 isim dururken, modern olmanın bir ölçüsü varsayarak “Tanrı” ifadesini kullanmak ne yazık ki klasikleşmiş bir durum. Buna söyleyecek hiçbir şeyim yok artık. Allah’ın varlığını, birliğini, dinini, peygamberini, kitabını kabul ediyorsun, ama O’na O’nun ismiyle değil de farklı bir şekilde hitap ediyorsun! Konuya dair güzel bir benzetme duymuştum bir ara. Adı “Ahmet” olan birine, “Yok biz böyle düşündük, artık sana Mustafa diyeceğiz.” desek ne kadar saçma olurdu. Bu da aynen böyle.
Ne kadar gergin olduğum anlaşılıyordur bu meselede. Her geçen gün çıkan icatlar da sinir kat sayımı artırıyor. Örneğin yeni moda kısaltmalarla karşılaşıyorum uzun zamandır. “İnşallah” yerine “inş.”; “eyvallah” yerine “eyw.” gibi kullanımlar oldukça yaygın. Dikkat ederseniz de bu kısaltmalarda atılan kelime hep “Allah” kelimesi oluyor. Birtakım kişiler, Allah demek zor geldiğinden “Tanrı” demek isterken; bunlardan daha beteri olan kimseler de hem o kelimeyi telaffuz etmiyor hem de yazmaya bile üşeniyor!
99 isim dururken, modern olmanın bir ölçüsü varsayarak “Tanrı” ifadesini kullanmak ne yazık ki klasikleşmiş bir durum. Buna söyleyecek hiçbir şeyim yok artık. Allah’ın varlığını, birliğini, dinini, peygamberini, kitabını kabul ediyorsun, ama O’na O’nun ismiyle değil de farklı bir şekilde hitap ediyorsun! Konuya dair güzel bir benzetme duymuştum bir ara. Adı “Ahmet” olan birine, “Yok biz böyle düşündük, artık sana Mustafa diyeceğiz.” desek ne kadar saçma olurdu. Bu da aynen böyle.
ALLAH yardımcımız olsun!
Posted in İslam Dünyası
Öfke
Nisan 27th, 2008 Posted 19:12

Öfke, şeytanın işidir.
Şeytan, ateşten yaratılmıştır.
Ateşi su söndürür.
Bu yüzden öfkelenince abdest alın
(Zahide’ye teşekkür ederim)
Posted in İslam Dünyası
Allah’ı Sevmek
Ocak 12th, 2008 Posted 00:50

Bunu neden itiraf ediyorum gerçekten bilmiyorum. Çünkü benim içimde, özelimde yaşadığım birtakım problemlerden birini dile getirmiş olacağım. Bu da herkesten gizlediğim, hatta utanç duyduğum bu sorunlardan dolayı insanların büyük tepki verme riskini göze almak demek.
Sözü fazla uzatmadan anlatayım istiyorum. Uzun süredir içimi aşırı derecede rahatsız eden, düşündükçe içinden çıkamadığım, düzeltmeye çalıştıkça daha çok hata yaptığım, şirke girdiğimi bile düşündüğüm bir konu vardı. “Allah’ı sevme” meselesi.
Etrafımızda sevdiğimiz elbette birçok insan vardır. Hepsine çeşitli hisler besleriz. Kimi çok değerlidir, yere göğe sığdıramayız. Özellikle aşık olduğumuz insanlara o kadar yoğun bir duygu duyarız ki adeta benliğimizde yaşarız bunu. Benim duyguları çok abartılı bir şekilde yaşadığımı herkes bilir. Hele aşık olursam hayat durur benim için. Hal böyle olunca aklıma takıldı. Ben bu insanları bu kadar seviyorum, peki Allah’ı nasıl seviyorum? Yani bu insanlara duyduğum aşırı duyguları Allah’a karşı besliyor muyum? Kendimi sorguladığımda tabi ki Allah’ı herkesten, her şeyden daha çok sevdiğimi ama o aklıma geldiğinde içimin pır pır etmediğini fark ettim. Ve bunun şiddetiyle korkunç bir dehşete kapıldım. Yoksa benim imanım çok mu zayıf? Dinden soğumuş, uzaklaşmış olabilir miyim? Allah’a şirk mi koşuyorum diye… Bunu kimseye anlatamadım, nedense kimseden yardım alamadım. Gün geçtikçe daha çok canımı sıkmaya başladı. Bunun sonucu olarak hatalarım arttı, kendimi çok değersiz, basit görmeye başladım.
Ama Allah, hiçbir kulunu zorda bırakmaz. Mutlaka ona yardım eder, karşısına ilacını çıkarır. Bugün de aylardır içimi acıtan bu meseleyi çözüme kavuşturdum.
Türk edebiyatının değerli yazarlarından ve doktorlarından biri bugün okula konferansa geldi. İnsanın aklını kurcalayan çok derin mevzularda hoş bir konuşma yaptı. Kendisine aşk ile ilgili bir soru yöneltildi. Önceleri herkes “Şimdi aşkın sırası mı?” gibisinden düşünmeye başlamış olsa da, ben hep aradığım şeyi bulacağım bir cevap vereceğini düşündüm.
Nihayet beklediğim an geldi ve kendisi “insanları sevme-Allah’ı sevme” konusuna değindi:
“Bir gün bir arkadaşım hüngür hüngür ağlıyordu. Kendisine ne olduğunu sorduğumda aşık olduğunu belirtti. Bunun normal bir şey olduğunu ve niçin ağladığını sorunca ise suçluluk duyduğunu söyledi. Duyduğu suçluluk şöyleydi: <Ona karşı hissettiğim duygular çok yoğun. Ama ben Allah’a karşı sevgimi ölçmek istediğimde ona karşı bu kadar yoğun sevgi hissetmediğimi gördüm.Benim inancım çok mu zayıf?> “
Sizin de gördüğünüz gibi olay tamamen benimle aynı durum.
Yazar önce bu sorun karşısında biraz afallıyor, ama sonra arkadaşına şu soruyu yöneltiyor: “Bugün Allah için ne yaptın?” Arkadaşı namaz kıldığını söylediğindeyse: “Namazda neler yaptın peki?” “Secdeye gittim, dua okudum, kelime-i şehadet getirdim…” vs. namazda yaptıklarını sayıyor arkadaşı. Ardından “Peki secde yaptığını, Allah’ın önünde yere kapandığını, ona yakın olmak için alnını yere koyduğunu anlatıyorsun. O zaman söyler misin, sen bu davranışları aşık olduğun kişiye de yapabilir misin? Onun önünde secdeye kapanabilir misin?” “Yok canım o kim ki yani, olur mu öyle şey?” “Gördüğün gibi insan sevdiğine ne kadar duygu beslerse beslesin Yaratıcısına karşı beslediği en yücedir. Sen bunu hissetsen de hissetmesen de. Hissetmek elbette çok önemlidir ama asıl önemli olan sevilen kişi için yapılan şeylerdir. Sen zaten elinden geleni yapıyorsan Allah rızası için, bir süre sonra O’na olan sevginin aslında ne kadar çok ve farklı olduğunu anlayacaksın. Bu yüzden kendini daha fazla üzmene gerek yok”
Bunları dinleyince duyduğum hazzı anlatmam mümkün değil. Oysa ben kendimi hep iman konusunda eksik hissederdim. Eksik hissedince de, içimde beni kemiren huzursuzluk hayatımın her anına yansırdı. Allah rızası için bir şey yapmaya kalksam da sanki o yaptığım çok değersiz, çok ruhsuz bir şeymiş gibi geliyordu. Yine de hiç pes etmeden, Allah’a dua ederdim. “Allah’ım ne olur yanlış düşünmeme sebebiyet verme, ne olur yardım et içimdeki huzursuzluk dinsin” diye.
Herhalde o düzeltecekti her şeyi. Kuluna yardım edip kurtaracaktı onu bu dertten. Ve kurtardı da, Rabbime binlerce kez şükürler olsun.Yazının başlığı “Allah’ı sevmek” olsa da benim Allah sevgisinden değil, o sevgiyle ilgili duyduğum Şeytanın ürünü olan birtakım duygulardan bahsettiğimi anladınız. Ben size Allah sevgisini anlatamam. O’nu yaşayarak, anlayabilirsiniz bunu. Dertlerinizden yakınmayın! Allah’a güvenin, o derdi verdiyse bir bildiği elbette vardır. Ve sonunda dermanı da O verecektir. Burada üzerimize düşen tam teslimiyettir.
Posted in İslam Dünyası
